Çanakkale Biga Haber Gazetesinde yazan Şule Koşan hanımefendiden izin alarak yayınlamaya söz verdiğim bayram yazısını gecikmeli de olsa yayınlıyıyorum. Kendisine çok teşekkür ederim. Selamlarımla...
Haydi eski bayramlara!...
“Aaaah!... O günler, o günler..
Şimdi yabancı gibiler,
Bir günlük mutluluğa, bir ömür alıp gittiler.
Ne günlerdi, aah! o günler....”
Ne güzel bir şarkıdır değil mi bu dizeler. Az önce internette dolaşırken ses olsun diye internet radyolarından birini açtım. Ve bu şarkıyı duyar duymaz bir an her şeyi unutup şöyle bir eskilere daldım.
Ben küçük bir çocuğum. Annem ve babam, kardeşimin ve benim elimden tutmuş, bayram için alış verişe gidiyoruz. Özenle seçilmiş kıyafetler, misafire ikram edilmek üzere keyifle seçilen çikolatalar... Neşe içinde işimizi bitirip evin yolunu tutuyoruz.
En yeni, en güzel kıyafetlerle eve dönüşümüzdeki heyecanımı hiç unutmam. O yollar bitmek bilmezdi sanki. "Ev bu kadar uzak mıydı?!" diye düşündüğüm çok olmuştur.
Bir an önce eve varmak ve az önce alınan o birbirinden güzel kıyafetleri yeniden üzerimde görebilmek için hemen yol bitsin isterdim.
Hatta minibüs biraz daha hızlı gitsin diye ön koltuğun arkalığını olanca gücümle ittirişimi nasıl unutabilirim ki?
Babam devlet memuru idi. Bize hiç bir şeyin eksikliğini göstermeden büyütebilmek için kim bilir nelerden fedakarlık etti. Şimdilerde anlıyorum onu.
Neyse; eve gelir, kardeşimle birlikte kıyafetlerimizi giyinir ve evin içinde şöyle bir salınırdık.
Babacığım rahmetli; " aman da aman benim kızım sanki genç kız oluverdi. Büyüyüverdin bunları giyince" derdi.
Annem ise; "işte bu benim kızım" dercesine gururla ve biraz da (yaşlanmış olduğu hissinden midir, nedir?!) hafif buğulu bakardı yüzüme.
O zamanlar bu bayramın adı nedir tartışmaları da olmazdı… Devletin başındakiler bayramın adı ile değil yapacakları işlerle meşguldüler… Ve ben kendimi bildim bileli (bu arada 43 yaşımı doldurdum) gerek aile içinde olsun gerek okuldaki bilgilendirmelerde ve hatta yakın çevremde bu bayram hep ya “Ramazan Bayramı” olarak ya da “Şeker Bayramı” olarak bilinir ve anılırdı. Kimse de bu konuyu bu sene olduğu gibi günün meselesi haline getirmezdi….
Neyse…
Yazıya başlarken bir şarkının kısa bir dörtlüğünü yazmıştım ya... İşte şu an aynı şarkı dilimde.. Özellikle de son mısrası: "Ne günlerdi, Aaaah o günler!..."
Gece olduğunda yeni ayakkabılarımız karyolamızın ayakucunda, kıyafetlerimiz başucumuzda ve dantelli çoraplarımız ile mendilimiz de yastığımızın altında uyurduk.
Bayram sabahı erkenden kalkar, İbo'nun (ama bu Tatlıses İbo değil) "benim balonlarım vardı, onları kimler aldı" şarkısını radyoların TRT kanallarında dinler, Barış Manço'nun "Bu gün bayram, erken kalkın çocuklar" şarkıları eşliğinde gün devam ederdi.
Televizyon mu? Televizyonlar şimdiki gibi 24 saat açık olmadığı için akşam saat 18:00'e kadar sessiz bir kutu gibi köşesinde açılış saatinin gelmesini beklerdi.
Ammaaa... Açılınca işte o an şenlik başlardı. Şarkılar, türküler, fasıllar, Mustafa Kandıralı'dan oyun havaları... Ne eğlence, ne eğlence...
Sonra ziyaretler yapılır akraba, eş, dostun hatırı alınırdı.
Tabi bayram öncesi telaştan hiç söz etmiyorum.
Kimse tatile gitmez, “bu sene iznimi bayramda kullanıyorum!” mazeretini sunmazdı.
Herkesin kapısı "Tanrı Misafirleri de dahil" yine herkese açıktı.
İzzet-i ikram bol, misafire hürmet pekti.
Bir başka olurdu eski bayramlar velhasıl. Bilmem ki çocuklarımız da bugünün bayramlarını böyle hasretle anacaklar ve bizler gibi aynı şarkıyı söyleyerek bu günlerin hayaline özlemle dalabilecekler mi?
Hele hele babaannemlere ve anneannemlere gidişimiz. Onların boynuna sarıldığım an... "Yavrum gelmiş!" deyip sımsıkı sarılışları... Ve tabiî ki en önemlisi de onlardan alacağım bayram harçlıkları...
Gerçekten de çok güzel, unutulmayan günler benim için.
Yine bayramlarda alış verişler yapılıyor, hazırlıklar tamamlanıyor. Bayram günleri büyükler ziyaret ediliyor ama artık çoğu kez günü birlik oluyor bu ziyaretler. Eş dost deseniz ona keza...
Zaten, 24 saat açık TV lerin, teknoloji ürünü bilgisayarların kurbanı olan sohbetler de eskisi kadar yok artık. Eğlence deseniz “deliye her gün bayram” misali!...
Hatıralar kitabının, en güzel sayfalarında yazılı kalan çocukluğumuzdaki bayramları özlesek de; kaldırıp raflara atmamak yine bizlerin elinde değil mi?!
O halde haydi eski bayramlara....
“Ramazan Bayramı mı?!... Şeker Bayramı mı?!...” tartışmasını bir kenara bırakıp şeker lezzetinde keyifli bir bayram tatili diler ve bayramınızı yürekten kutlarım …
Şule KOŞAN / Biga Haber Gazetesi
1 yorum:
Çok teşekkürler arkadaşım. Ben sitenizin takipçisiyim. Peki ya siz?:)))
Sevgi ile kalın...
Şule KOŞAN / www.bigahaber.com
Yorum Gönder